Ana Sayfa | Yaz?lar? takip   et | Yorumlar?   et
Ssk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ssk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ödenen primler hangi durumda geri alınabilir?

30 Haziran 2009 Salı

Okurlarımızdan aldığımız sorulara göre en çok merak edilen konulardan biri, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ödenen primlerin geri alınmasının mümkün olup olmadığına ilişkin…
Öncelikle, ödenen primlerin geri alınmasının, belli şartlarla mümkün olduğunu söyleyelim. Primlerin geri alınması, biri ‘yaşlılık toptan ödemesi’, diğeri ‘ölüme bağlı toptan ödeme’ olmak üzere iki şekilde oluyor.

Yaşlılık toptan ödemesi, sigortalı olarak çalıştığı işten ayrılan veya işyerini kapatan sigortalının, yaşlılık (emekli) aylığı bağlanması için gerekli yaş şartını doldurduğu halde, malullük ve yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanamaması durumunda söz konusu olabiliyor.

Ölüme bağlı toptan ödeme ise, sigortalının ölümü halinde, ölen sigortalının hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaması durumunda söz konusu oluyor. Bu durumda, ölüm tarihi esas alınmak kaydıyla hesaplanan ölüm toptan ödeme tutarı, sigortalının eşine, çocuklarına, ana ve babasına Kanun’da belirtilen hisseler oranında paylaştırılıyor.

İADE EDİLECEK PRİMLER

4/a (SSK) kapsamında ödenen primlerin iadesinde; 1 Ekim 2008 tarihinden önceki döneme ilişkin sigortalının kendisinin ve işverenlerinin ödediği, 1 Ekim 2008 tarihinden sonraki döneme ilişkin ise sigortalının kendisi adına bildirilen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi iadeye konu oluyor.
4/b (Bağ-Kur) kapsamında ödenen primlerin iadesinde; 1 Ekim 2008 öncesi ve sonrası ayrımı olmaksızın sigortalının ödediği malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi iadeye konu oluyor.
Sigortalının, varsa hizmet borçlanmaları ile isteğe bağlı sigorta primleri de toptan ödemelerine dahil ediliyor. Ancak kısa vadeli sigorta kolları (iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık ve analık sigortası) ile genel sağlık sigortası primleri iade edilmiyor.

1 EKİM 2008 ÖNCESİ İÇİN FAİZ YOK

İade edilecek primlerin 1 Ekim 2008 tarihinden önceki döneme ait kısmı için, 1 Ekim 2008 tarihine kadar faiz hesaplanmıyor. Faiz (güncelleme katsayısı), 1 Ekim 2008 tarihinden önce ödenmiş olan primlerin

1 Ekim 2008 tarihindeki tutarı ile 1 Ekim 2008 tarihinden sonra ödenmiş primlere uygulanıyor.
Buna göre, 1 Ekim 2008 tarihinden önceki döneme ilişkin iade edilecek primlerin 1 Ekim 2008 tarihindeki tutarı, 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren; 1 Ekim 2008 tarihinden sonraki her yıla ait prim tutarları ise primin ait olduğu yıldan itibaren, yazılı istek tarihine kadar geçen yıllar için, her yılın gerçekleşen güncelleme katsayısı ile güncellenerek, toptan ödeme şeklinde ödeniyor.

GÜNCELLEME KATSAYISI

Güncelleme katsayısı; her yılın aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan en son temel yıllı (2003) TÜFE değişim oranının yüzde 100′ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) gelişme hızının yüzde 30′nun toplamına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucu bulunan değeri ifade diyor.

İADE İÇİN BAŞVURU

Sigortalıya yapılacak iade için, 4/a sigortalılarının çalıştığı işten ayrıldıktan, 4/b sigortalılarının işyerini kapattıktan sonra, örneği SGK’ca hazırlanan tahsis talep ve beyan taahhüt belgesi ile başvurması gerekiyor.

Hak sahiplerine yapılacak ölüm toptan ödemesi için ise hak sahiplerinin, örneği SGK’ca hazırlanan tahsis talep ve beyan taahhüt belgesi ile başvurmaları gerekiyor. Tahsis talep dilekçesine ayrıca;

l 18 yaşını doldurmayanlar hariç, ortaöğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmayan erkek çocukların ilgili öğretim kurumundan alacakları öğrenci belgesi

,

l Malul çocuklar için sağlık kurulu raporu, eklenmesi gerekiyor.

Ödenen primler hangi durumda geri alınabilir?

Labels:

Sağlıkta ortak çözüm

Özellikle son birkaç yıl içinde sağlıkta büyük bir değişim yaşandı. Belki birkaç yıl önce bir çok kişinin hayal bile edemeyeceği bu dönüşüm sonucunda artık serbest eczanelerden ilaçlarımızı alabiliyor, özel hastanelerde tedavi olabiliyoruz. Bu değişimde amaç özel sektörün dinamik ve rekabetçi yapısıyla sağlıkta maliyetleri daha aşağıya çekmesi ve ülke kaynaklarının daha etkin kullanılması idi.

Şüphesiz sağlığa ulaşmadaki bu kolaylık ve bazı suistimaller sistem üzerindeki mali yükleri önemli oranda artırdı.

“Sağlık kurumları bindiği dalı kesiyor” (26/08/2005-Dünya); “El çek ilacımdan tabip” (01/07/2006-Star); “Sağlık sistemi nasıl iflasa koşuyor” (10.04.2008-Star) başlıklı yazılarımda konunun önemine birkaç kez değindim.

26 Ağustos 2005 tarihli bir köşe yazımda aynen “Sağlık kurumları bindiği dalı kesiyor” diye yazmıştım. Bu yazımda, “Eğer sağlık kurumları kendilerine çekidüzen vermez ve “hastaları yolunacak kaz”, sosyal güvenlik kurumlarını da “vurgun kapısı” olarak görmeye devam ederlerse sistem hızla çökecek. Sağlık kurumlarının (bilhassa özel sağlık kurumları tarafından kurulan derneklerin) etik değerleri ortaya koyması ve bu etik değerlerin denetiminin yine bu dernekler tarafından yapılması halinde suiistimaller en aza inecektir.” Diye yazmışım. Aradan geçen 4 yıla yakın bu süre içinde ne kadar haklı olduğumu görmemden dolayı hiç de mutlu değilim.

İşte sistemdeki aksaklıkların ortadan kaldırılması ve suistimallarin önlenerek ortak bir noktada buluşulması amacıyla Sağlık Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu ve sektördeki diğer temsilcilerin yanı sıra, Türkiye’deki Özel Hastane yöneticileri bir araya geldi. OHSAD’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantılarda sorunlara ortak bir çözüm aranıyor.

Sosyal güvenlik reformu olarak adlandırılan 5510 sayılı Kanunla birlikte çok önemli düzenlemeler yapıldı ve sağlık açılımda yeni bir döneme girildi. Sistemde bazı sancılar olmakla birlikte SGK Başkan Vekili Fatih Acar’ın ifade ettiği gibi, 1 yıl içinde bu sorunların konuşulmayacağı, ortak bir paydada buluşulacağını ümit ediyoruz.

Özellikle SGK’nın elektronik alt yapısında yeniliklerle birlikte Medula 3 sistemini 1 Nisan 2009 itibariyle devreye sokmasıyla birlikte elektronik kayıt sistemi ile verilerin elektronik ortamda takibi yapılmaktadır. Sağlık Uygulama Tebliğindeki kuralların bir çoğu elektronik ortamda takip edilip hatalar düzeltilecek.

Sağlıkta SGK tarafından aylık ortalama 2,3 Milyar TL ödeme yapılmaktadır. 2002 yılında 7,6 Milyar TL olan sağlık harcamaları sürekli bir artışla birlikte 2008 yılında yaklaşık 23,6 Milyar TL’ye yükselmiştir. Ülke içindeki tüm sağlık harcamalarının 2008 yılındaki tutarının 51 Milyar USD olduğu tahmin edilmektedir.

Özellikle gereksiz ilaç kullanımı sağlık sistemini ciddi şekilde tehdit etmektedir. İlaç tüketimindeki reel artışa bakıldığında 2002 yılına göre yüzde 153,9 oranında bir artış gerçekleşmiştir. İlacın sağlık harcamaları içindeki payı yaklaşık üçte birdir.

2009 yılı Mart ayı içinde ilaç harcamalarına 1.12 Milyar TL ödenmiş ve 23 milyon reçete düzenlenmiştir. Mutlaka ilaçta sahte ilaç ve küpür yazımının önüne geçilmelidir. Bu amaçla kare barkod sistemine geçilerek. sahte ilacın önü kesilmelidir.

SGK tarafından yapılan denetimlerde yılda 93 MR çekilen, yılda 163 göz ameliyatı olan bir hastanın tespit edilmiş olması son derece düşündürücüdür. Ancak, sınırlı sayıdaki kişinin hatası tüm sektöre mal edilmemelidir. Çürük elmalar ayıklanırken sisteme uygun davranan dürüst sağlık kuruluşlarının zarar görmesi önlenmelidir.

Danıştay’ın iptal ettiği 10 TL katılım payı alınması uygulamasından kaynaklanan sorunlar bulunmaktadır. Hastaneler A-B-C-D kategorilerine ayrılarak farklı kalitede hizmet veren hastanelerin ayrıştırılması sağlanmalıdır. Hizmetin ve hastane kalitesinin, yapılan yatırımların aynı olmadığı düşünüldüğünde bunun elzem bir konu olduğu görülmektedir. Özel sağlık kuruluşlarının bir diğer yakındığı konu olan tüm sağlık kurumları için aynı sözleşme bedeline göre en fazla yüzde 30 ilave ücret alınması sorunu çözülmelidir.

Sağlıktaki bu düzenlemelerden kaynaklanan sorunlar, paydaş tüm tarafların katılımı ve mutabakatı ile çözülmelidir. Sistemi ıslah ederek iyileştirmek varken, özel sağlık kurumlarını zor durumda bırakmak kimseye bir şey kazandırmaz. Sistem çöktüğünde, bundan hepimiz büyük zarar görürüz. Sistemi suistimal edenler en ağır şekilde cezalandırılmalı, ancak dürüst kuruluşların da ağır bedel ödemeleri önlenmelidir. Burada da özellikle OHSAD’a (Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği) büyük yükümlülükler düşüyor.

Sağlıkta ortak çözüm

Labels:

Dava açarsanız boşa yere zaman ve para kaybedersiniz

21 Haziran 2009 Pazar

Soru: 18 Ocak 1991 tarihinden itibaren 1580 gün maliyede vergi mükellefiyet kaydım var. Ancak Bağ-Kurda kaydım yok. Bağ-Kur kayıt yapmıyor. Mahkemeye dava açsam bu günleri kazanabilir miyim?

Cevap: Boşa dava açar, boşa masrafa girersiniz. Vergi mükellefiyeti devam etmesine rağmen, Bağ-Kura süresi içinde kayıt ve tescilini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlülükleri 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren başlatılıyor. Bağ-Kura en erken 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren tescil yaptırılabilir(vergi mükellefi olmak kaydıyla) Bağ-Kura 18 Ocak 1991 den itibaren kayıt yaptırmanız mümkün değil.

Dava açarsanız boşa yere zaman ve para kaybedersiniz

Labels:

Ölüm geliri bağlanamıyordu, artık bağlanabilecek

Çırak ve stajyerken iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslek kazanma gücü kaybına uğramış ve bu nedenden dolayı işgöremezlik geliri bağlanmış bulunan sigortalıların da ölümleri halinde yukarıda belirtilen koşullarla hak sahiplerine (Eş ve çocuklarına yahut ana babalarına) ölüm geliri bağlanabilecek.

Bu kapsamdakilere bağlanacak işgöremezlik ödenekleri hesabında, işgöremezlik gelirine esas olacak günlük kazançların tespitinde sigorta primine esas tutulan ücretin dikkate alınması gerekiyor.

Ölüm geliri bağlanamıyordu, artık bağlanabilecek

Labels:

Yeni dönemde sürekli işgöremezlik ödeneği bağlanması hususu yeniden düzenlenmiş bulunuyor.

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü % 50 veya daha fazla oranda kaybetmesi nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölenlerin, ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olup olmadığına bakılmaksızın birinci fıkraya göre belirlenen tutar, hak sahiplerine gelir olarak bağlanması gerekiyor.

İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü % 50 oranının altında (yüzde 10’dan çok) kaybetmesi nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölenlerin, ölümün iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olmaması halinde sigortalının almakta olduğu sürekli iş göremezlik gelirinin hak sahiplerine gelir olarak bağlanması gerekiyor.

Yeni dönemde sürekli işgöremezlik ödeneği bağlanması hususu yeniden düzenlenmiş bulunuyor

Labels:

Çırak ve Stajyerlerin Sürekli İşgöremezlik Geliri Yönünden Yeni Hakları

Dün çırak ve stajyerlerin yeni dönemdeki sigortalılık uygulamasından söz etmiştik. Bugün de 5510 sayılı Kanunla getirilen yeni bir haklarından söz edeceğiz.

Çıraklık ve stajyerlik sigortalılığında yalnızca kısa vadeli sigorta kolları, yani iş kazası meslek hastalığı ve hastalık sigortaları kolundan prim ödenmesine karşılık sürekli işgöremezlik ödeneği hakkı bakımından bu sigortalılar önemli bir haktan yoksun bulunuyorlardı.

O da çıraklık ve stajyerlik dönemlerinde iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle meslekte kazanma güçlerinde meydana gelen kayıp nedeniyle sürekli işgöremezlik geliri bağlananların kayıp oranları yüzde 50’den fazla olsa bile ölümleri halinde bu gelirleri hak sahibi ailelerine bağlanmıyordu.

Oysa aynı dönemde diğer sigortalılardan iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle meslekte kazanma gücü kaybına uğradığı için gelir bağlananlardan en az yüzde 50 oranında kayba sahip olanların bu gelirleri ölümlerinde hak sahiplerine bağlanabiliyordu.

Çırak ve Stajyerlerin Sürekli İşgöremezlik Geliri Yönünden Yeni Hakları

Labels:

İşsizliğe kalıcı çözüm: Enayilik Teorisi!

Köşemizin içeriği gereği, zaman zaman işsizlik-istihdam sorununa dair yazılar kaleme alıyoruz. Kimisinde sorunu, kimisinde de çözüm önerilerini resmediyoruz. Fakat kamuoyunda işsizlikle ilgili değerlendirmelere ve beklentilere şöyle bir göz attığımızda, asıl eksikliğin sorunu teşhis etmede olduğunu görüyoruz. Sorun yanlış teşhis edilince beklentiler yükseliyor, karşılanmayınca da günah keçisi aranıyor.

Ülkemizde şuan yaşanmakta olan %15′ler seviyesindeki işsizliğin yaklaşık %5-6’sı konjonktüreldir. Küresel krizin reel sektöre verdiği zarar giderildiği taktirde, işsizlik yine %9-10 seviyelerine inecektir. Ki buna dair önerilerimizi daha önce yazmıştık. Fakat şunu kabul etmeliyiz ki Türkiye, dışa açık ve dünya ile entegre ekonomisi gereği, ağzıyla kuş da tutsa işsizlik oranını %7-8′lerin altına indiremeyecektir. Peki hiç mi indiremez? Elbette indirebilir fakat bunun için işçi istihdam etmeyi yani emek yoğun üretimi “enayilik” olmaktan çıkarması gerekir. Şöyle ki;

1. Teknolojideki ve özellikle üretim teknolojisindeki gelişme, tamamen iş gücünün aleyhine olarak ilerliyor. Geliştirilen her patent, yüzlerce işçinin boşa çıkması anlamına geliyor. Hal böyle iken sermayedar, bir yazılım paketiyle otomasyona geçmek varken, onlarca işçi çalıştırmayı enayilik addediyor.

2. Başta Çin olmak üzere, az gelişmiş ülkelerdeki ucuz ve denetimsiz iş gücü cennetleri, üretim sermayesini kendine çekiyor. Buralarda sağlanan maliyet avantajı dikkate alındığında, gelişmiş ülkede üretim yapmak enayilik anlamına geliyor.

3. Finans sermayesinin, üretim sermayesine nazaran dünyayı çok daha hızlı dolaşması ve spekülatif kazançların iştah kabartan boyutlara ulaşması, üretim sermayesinin alternatif maliyetini her geçen gün artırıyor. Sermayedar için, parmağını oynatmadan kârına kâr katmak varken, risk alıp üretime girmek enayilik anlamına geliyor.

4. Mustafa Özel Hoca’mın da çok isabetli tespit ettiği üzere kârlılık, bir yandan üretim sermayesinden finans sermayesine kayarken, bir yandan da küçük sermayeden büyük sermayeye kayıyor. Böyle olunca küçük ve orta ölçekli üretim, finans sermayesi ile büyük üretim sermayesinin oyuncağı olmaktan kurtulamıyor. Bu durum, küçük ve orta ölçekli üretimi başlı başına enayilik safına sokuyor.
Biz, istihdam yaratmayı elbette enayilik olarak değerlendirmiyoruz ve onun için ilk ifadeyi tırnak içinde verdik. Ancak mevcut tablo maalesef üretim sermayesini böyle bir algıya sürüklemekte.

İşsizliğin kalıcı çözümü, yukarıdaki her bir maddenin kendi içinde ele alınması ve enayilik algısının giderilmesi veya en azından zayıflatılmasıyla mümkün olacak. Fakat burada bir şey dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. Bu dört maddeden sadece birincisi tam olarak siyasi iradenin kontrolünde. Diğer hiçbir maddenin çözümü, başlı başına bir bakanın veya bir hükümetin inisiyatifinde değil. Öyleyse şimdi çözümü, çözüm imkanını ve mercilerini yeniden düşünmek gerekiyor.

İşsizliğe kalıcı çözüm: Enayilik Teorisi!

Labels:

Özürlü hakkından tarım Bağ-Kurlusu da yararlanıyor

Soru: Doğuştan özürlüyüm. Askerlik yapmadım. SSK girişim 3 Şubat 1992. Bir yıl ödeme yaptım. 2001 yılında yüzde 40 oranında rapor aldım. 10 Temmuz 2002 tarihinde Çiftçi Bağ-Kur’lu oldum. Ne zaman emekli olabilirim?

Cevap: Yeni yasanın yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren Bağ-Kurlu ve Tarım Bağ-Kurlu özürlülere de SSK ve Emekli Sandığında olduğu gibi erken emeklilik hakkı verildi. Yüzde 40 ile yüzde 49 arasında özürlü olanlar, en az 18 yıldan beri sigortalı olmaları ve 4680 gün prim ödemeleri şartlarıyla emekli olabiliyor. 1890 gün daha prim ödeyerek, 2790 gün olan prim ödemenizi 4680 güne tamamlayacağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

Özürlü hakkından tarım Bağ-Kurlusu da yararlanıyor

Labels:

Binada merkezi ısıtmadan ferdi ısıtmaya geçmek için aranan oy oranı

Soru: Merkezi sistemle ısınan apartmanı, kombi sisteme geçirmek için gerekli oy çoğunlunu nedir?

Cevap: 634 sayılı kat Mülkiyeti Kkanunun 42 nci maddesine göre; merkezi sistemle ısınan binayı, ferdi sisteme çevirmek için, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile karar almaları gerekmektedir.

Binada merkezi ısıtmadan ferdi ısıtmaya geçmek için aranan oy oranı

Labels:

creti ödenmeyen işçi kıdem tazminatını alarak işinden ayrılabilir mi?

Soru: İki aydır ücret ödenmeyen işçi sözleşmesini fesih ederek işten ayrılması halinde kıdem tazminatını ve ihbar tazminatını alabilir mi?

Cevap: İş Kanununda ücretin gününde ödenmesi yönünde çeşitli hükümler yer almaktadır. Ücretin gününde ödenmesi yönünde işçi korunmakta ve ücretin geç ödenmemesi veya ödenmemesi işçiye çeşitli haklar sağlamaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 34 ncü maddesine göre, ücreti ödeme gününden itibaren 20 gün içinde ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerin getirmekten kaçınabilir. Geç ödenen ücret banka mevduatına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanarak faiziyle birlikte ödenmesi gerekir. Ayrıca ücretin süresi içinde ödenmemesi işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı verir.(4857 Kanun Md. 24/ll-f) İki aydır ücreti ödenmeyen işçi iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih ederek, kıdem tazminatı alıp işinden ayrılabilir. Ancak, ihbar tazminatı alamaz.

Ücreti ödenmeyen işçi kıdem tazminatını alarak işinden ayrılabilir mi?

Labels:

Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenir mi?

1969 doğumluyum ve 1987 yılından beri 5 bin 600 günlük çalışma süresi olan sigortalıyım. 1995’den beri de aynı şirkette çalışmaktayım. Yazılarınızda kıdem tazminatını şirketten dilekçe vasıtasıyla talepte bulunabileceğimizi belirtmiştiniz. Ben de şirket yetkililerinden bunu talep ettim. Şirket yetkilileri ise durumlarının sıkışık olduğunu ve bu parayı veremeyeceklerini söylediler. Seneye gelmemi ancak bu paranın seneye de taksitlere bölünüp verileceğini ifade ettiler. Daha önce işten çıkarılanlara da aynı şekilde ödeme yapılmış. Size sorum şirketlerin bana ait olan tazminatlarımı taksitlendirmeye hakları var mı ve bununla karşılaştığım taktirde ne yapabilirim?

Sayın Okurum,
Kıdem tazminatınız ilke olarak peşin ödenmesi gereken bir tazminattır. Keza süre olarak çalıştırma biçiminde kullandırılması tercih edilmemişse ihbar tazminatı da peşin ödenmesi gereken bir tazminat türüdür. Anca uygulamada böylesi kriz dönemlerinin de tetiklemesiyle kimi işverenlerce bazen gerçekten zor durumda olunduğundan bazen de fırsatçılık yapılarak kıdem tazminatının taksitler biçiminde ödenmek istendiğine da tanık olunmaktadır.

Böylesi durumlarda da işçi rasyonel davranmalı, işverenin gerçekten ödeme güçlüğü içinde bulunup bulunmadığına göre yasal haklarını aramak inisiyatif kullanmalıdır. Biz yasal yollarını anlatalım, karar sizin olsun.

Hak edildiği anda ve bir defada ödenmesi gereken kıdem tazminatının alacaklısının oluru ile yani işçi ve işverenin uzlaşmaları durumunda başka bir zamanda veya birkaç taksitle de ödenmesi mümkün bulunuyor. Bunun dışında anlaşma olmaksızın kıdem tazminatının taksitlendirilerek ödenmesi durumunda, gecikme faizlerinin ödeme tarihleri dikkate alınarak hesaplanması gerekiyor. Yine Yargıtay işçinin taksitler halinde ödenen kıdem tazminatı için geçmiş günler faizi isteyebileceği hakkını teslim ediyor. Ancak, bu istemde bulunabilmek için ödemelerin ihtirazi kayıt konularak alınmış olması gerekiyor. Yargıtay bir kararında, kıdem tazminatının taksitle ödenmesi halinde ihtirazi kayıtla alınan kısımlar için hizmet akdinin sona erdiği tarihten itibaren faiz istenebileceğini hükme bağlamış bulunuyor. Taksitli kıdem tazminatının ödenmesi halinde gecikme faizinin talep edilebilmesi için son taksitten önce ihtirazi kaydın yapılması gerekiyor. İhtirazi kaydın ihbar tazminatı hesap cetvellerine değil, kıdem, ihbar tazminatının beş taksitle ödeneceğini gösteren yazıya ve bordrolara konması gerekiyor.

Kıdem tazminatı taksitlerinin ödeme tarihlerine kadar geçmiş günler faizinin, fesih tarihindeki bir yıllık mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı tespit edilerek belirlenmesi gerekiyor. Ödenmeyen günler için faiz miktarının yıllık faiz oranının 365′e bölünmesi suretiyle bulunması gerekiyor. Faizin fesih tarihinden itibaren uygulanması gerekiyor Yargıtay E. 2008/13070 ; K. 2008/13654).

Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenir mi?

Labels:

Sosyal güvenlik destek primi vermeliydiniz

Emekli Sandığı emeklisiyim. 1997′de bakkal dükkânı açtım. 2006′da dükkânını kapattım ve muhasebecim bana, ‘SSK ile Bağ-Kur’a borcun yoktur’ diye bir kâğıt verdi. Ancak daha sonra emekli aylığımdan 800 TL kesildi. Bu kesintiyi araştırırken bu kez 7 bin TL’lik borç çıkarıldı. Bunun nereden kesildiğini bir türlü öğrenemedim. İsmi mahfuz

1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun ‘SGDP’ başlıklı ek 20. maddesine göre; “Diğer sosyal güvenlik kanunlarına göre yaşlılık ve malullük aylığı bağlananlardan, 24. maddenin (I) numaralı bendinde belirtilen kapsamda çalışmaya başlayanlar, çalışmaya başladıkları ayı takip eden ay başından itibaren, çalışmalarının sona erdiği ay dahil, bu kanunun 50. maddesine göre belirlenen 12. gelir basamağının yüzde 10′u oranında sosyal güvenlik destek primi öder. Sosyal güvenlik destek primi ödemesi gerekenlerden bu kanunun yayım tarihinden önce aylık bağlananlar kanunun yayımını, daha sonra tekrar gerçek veya basit usulde Gelir Vergisi mükellefi olanlar ise mükellefiyetin başladığı tarihi takip eden aybaşından itibaren 3 ay içinde kuruma yazılı bildirimde bulunmak zorundadır…”.

Buna göre de, 2003 ile 2006 arasında Bağ-Kur’a her ay 12. basamağın yüzde 10′u kadar sosyal güvenlik destek primi (SGDP) ödemeliydiniz. Kesintinin ve çıkan borcun sebebi bu SGDP’dir.

Sosyal güvenlik destek primi vermeliydiniz

Labels:

Evinde engelli çocuğu olan anne erken emeklilik hakkı kazandı

Evimde baktığım engelli çocuğum var. Benim gibi olan annelere erken emeklilik diye bir şey duydum. Bu konuda bilgi verir misiniz?

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SS ve GSS) Kanunu ile malul çocuğu olan annelere çalışmaları halinde erken emeklilik ile ilgili düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre; sürekli bakıma muhtaç derecede malul (engelli) çocuğu bulunan kadın sigortalıların, kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 1.10.2008 gününden sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına eklenecektir. Ancak, bu ilavenin yapılabilmesi için çocuğun başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olduğunu sağlık kurulu raporu ile belgelendirmeleri gerekmektedir. Tekrar söylüyorum; kadın sigortalılara bu hak kanunun yürürlük tarihinden (1 Ekim 2008 tarihinden) sonraki süreler için verilecektir.

Malul çocuğun ölümü veya bakıma muhtaçlığının kalkması halinde, kanunun yürürlük tarihinden ölüm tarihine veya bakıma muhtaçlığın kalktığına karar verilen sağlık kurulu rapor tarihine kadar geçen hizmetlerin dörtte biri prim ödeme gün sayısına eklenecektir.

Evinde engelli çocuğu olan anne erken emeklilik hakkı kazandı

Labels:

Kârlı İşyerinden Kriz Nedeniyle İşçi Çıkartılamaz

Geçtiğimiz günlerde Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kâr ettiği tespit edilen bir şirketin, iş daralması ve ekonomik gerekçelerle personel çıkaramayacağına hükmederek güncel kriz sorununa ışık tutacak bir karara imza attı.

İşçinin başvurusuna karşın önce yerel mahkeme, ‘zincir imalatı yapan işverenin siparişlerinde azalma yaşandığı ve bundan dolayı işten çıkarmanın haklı sebebe dayandığına’ karar vermiş olsa da dosyaya bakan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, davaya ilişkin kararında, işverenin, işçi çıkarmaya gerekçe gösterilen ‘istihdamı engelleyen zorlayıcı nedeni’ kanıtlaması gerektiğini, 2006 yılına göre 2007′de satışlarda yüzde 12, maliyetlerde yüzde 16 azalma olmasına rağmen şirketin yüzde 17 kâr artışı gösterdiği, kâr ettiği, fesih dışında diğer bir önlem alınmadığı, feshin son çare olması ilkesine uyulmadığı’ tespitinde bulunarak feshi iptal etti.

Feshin geçerli nedene dayanması

İş sözleşmesinin feshinin doğru ve sağlıklı olması için en başta feshin geçerli bir sebebe dayanması gerekiyor. Feshin geçerli sebebe dayandırılması ilkesi;

“İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler: İşyerinden kaynaklanan geçerli sebepler işyerinin dışından veya içinden kaynaklanan sebepler olarak iki yönde değerlendirilebiliyor.

a) İşyeri dışından kaynaklanan nedenler: Sürüm ve satış olanaklarının azalması; talep ve sipariş azalması; enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, ham madde sıkıntısı gibi sebeplerle işyerinde işin sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi,

b) İşyeri içi sebepler ise: Yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerlerinin bazı bölümlerinin kapatılması, bazı iş türlerinin kaldırılması,

Fesih uygulamasına giderken işverenden, fazla çalışmaları kaldırması, işçinin rızası ile çalışma süresinin kısaltılması ve bunun için mümkün olduğu ölçüde esnek çalışma şekillerinin getirilmesi, işi zamana yayarak, işçileri başka işlerde çalıştırma yollarını arayarak, işçiyi yeniden eğiterek sorunu aşması ve feshe en son çare olarak bakması bekleniyor.

Bu nedenle geçerli sebep kavramına uygun yorum yaparken sürekli olarak fesihten kaçınma olanağının olup olmadığının araştırılması gerekiyor ve buna Son Çare (Ultima Ratio) ilkesi deniyor.

Karar ne anlama geliyor?

Söz konusu karar işletmede satışlar, ciro ve buna bağlı olarak üretim düşse bile şayet kârlılık düşmemiş, aksine artmışsa artan bu karın işçiyi koruyucu şemsiye olarak kullanılabileceği biçiminde sosyal güvence ve yaşamı gözeten bir karar anlamına gelmekte, krizdeki çalışma yaşamımızda istihdama ışık tutucu bir yön taşımaktadır.

İşverenlere de ciroda ve üretimde düşüş olsa bile en azından kârlılık varsa işçi çıkaramayacağı anlamına geliyor.

Kârlı İşyerinden Kriz Nedeniyle İşçi Çıkartılamaz

Labels:

SSK, Bağ-Kur’a göre daha avantajlı

Bir arkadaşım yurtdışı borçlanması ile 5.200 (x 3,5 USD) gün ödeyip SSK’dan emekli oldu ve şimdi eline yaklaşık 740 YTL emekli maaşı geçiyor (kendisi 63 doğumlu, ben 65 doğumluyum). Diğer tarafta ben emeklilik için prim günü artı yurtdışı borçlanmam ile toplam 9000 gün Bağ-Kur’a prim ödemiş olacağım (ki bunun yaklaşık 4000 günü yurtdışı borçlanma). Bana söylenilene göre benim alacağım maaş yaklaşık o kadar olacakmış. Bağ-Kur’un hiç bir avantajı yok mu SSK ya nazaran? Eğer maaşlar ayni ise neden 9000 gün prim ödüyoruz? Yakınlarımdan SSK’nın, Bağ-Kur emeklilerine nazaran çok daha avantajlı olduğunu duyuyorum. Bu doğru mu?

Hem emekliliğe hak kazanma hem de emekli aylığı açısından SSK’nın Bağ-Kur’a göre daha avantajlı olduğu doğru.
Bu avantaj, 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu öncesinde SSK ve Bağ-Kur sigortalılarının ayrı kanunlara tabi olmalarından ve emeklilik şartları ile emekli aylığı hesaplama yöntemlerinin bu kanunlarda farklı belirlenmiş olmasından kaynaklanıyor. 5510 sayılı Kanunun amaçlarından biri de zaten bu farklılığı giderip, sigortalılar arasındaki norm ve standart birliğini sağlamak.
5510 sayılı Kanun öncesinde SSK ve Bağ-Kur sigortalılarının prime esas kazanç tutarları farklı idi. SSK sigortalıları prime esas kazanç tutarının alt ve üst sınırları arasında kalmak üzere brüt ücret ve ücret sayılan gelirleri üzerinden prim öderken, Bağ-Kur sigortalıları 24 basamaklı gelir tablosuna göre prim ödüyorlardı.
Emekli aylıklarının hesaplanmasında prime esas kazanç tutarları ve prim ödeme gün sayısı olmak üzere iki ayrı parametre kullanılıyor. Ayrıca SSK sigortalıları ile Bağ-Kur sigortalıları için belirlenen alt sınır aylığı (en düşük emekli aylığı) birbirinden farklı idi. Bu nedenle de aynı süre prim ödemiş olan SSK ve Bağ-Kur sigortalısının emekli aylıkları farklı oluyor.
5510 sayılı yeni sosyal güvenlik kanunu bu farklılığı gideriyor. Tabi bu durum 1.10.2008 tarihinden sonraki döneme ilişkin. Yeni düzenleme, nimet külfet esası üzerine kurulu. Artık SSK’lı da Bağ-Kur’lu da ne kadar yüksek prime esas kazanç üzerinden ne kadar çok prim öderse, emekli aylığı da o kadar yüksek olacak.

SSK, Bağ-Kur’a göre daha avantajlı

Labels:

Kayınvalideniz 8 yılda Bağ-Kur’dan 3,5 yılda SSK’dan emekli olur

Kayınvalidem 01.01.1958 doğumlu olup, 29.08.1989 tarihinde ilk kez Bağ-Kur’dan zorunlu sigortalı olmuş ve 7 yıl 1 ay prim ödemiş. Başka bir hizmeti yoktur.
İsteğe bağlı sigortalı olduğu taktirde veya 4/a’lı olarak çalışmaya başladığında kaç gün prim ödeyerek ve de kaç yıl sonra emekli olabilir?

Kayınvalideniz isteğe bağlı sigortalı olduğu taktirde, mevcut 7 yıl 1 aylık (2550 günlük) prim ödeme süresini, 7 yıl 11 ay (2850 gün) daha prim ödeyerek 15 tam yıla (5400 güne) tamamladığında, Bağ-Kur’dan (devredilen) kısmi yaşlılık aylığına (yaştan emekli olmaya) hak kazanır.
4/a (SSK) kapsamında çalışmaya başlaması halinde ise 4/a kapsamında 1260 gün (3,5 yıl) prim ödediğinde SSK’dan (devredilen) kısmi yaşlılık aylığına (yaştan emekli olmaya) hak kazanır.

Kayınvalideniz 8 yılda Bağ-Kur’dan 3,5 yılda SSK’dan emekli olur

Labels:

270 gün içinde doğum yapan borçlanma yapabilecek

SSK başlangıcı olup ta doğum yaptığı sırada çalışmayan bayanların bu dönemde doğumdan dolayı iki sene borçlanmaları mümkün mü? Bu konudaki yazılarınızı okumuştum. Yasalar birbiri ile çelişiyordu. Son durumda uygulama ne oldu, bilginizi paylaşırsanız mutlu oluruz.

Doğum borçlanması ile ilgili Genelge henüz yayımlanmadı. Daha önce verdiğim yanıtlarda da belirttiğim gibi, Yasa da aksine bir hüküm olmamakla birlikte, Tebliğe göre doğum borçlanması için doğum nedeni ile işten ayrılınmış olması gerekiyor.
Aldığımız duyumlara göre bu kural, hazırlanmakta olan Genelgede de korunuyor. Buna göre doğum nedeniyle işten ayrılmış olmayan bayan, doğum borçlanması yapamayacak. Ancak Genelgede, işten ayrıldıktan sonra 270 gün (9 ay) içinde doğum yapan kadının, doğum nedeniyle işten ayrılmış kabul edileceği ve doğum borçlanması yapabileceği şeklinde bir açıklama yapılması öngörülüyormuş.

270 gün içinde doğum yapan borçlanma yapabilecek

Labels:

Prim tamam yaş eksik

Soru: 28 Temmuz 1966 doğumluyum. 1 Kasım 1988 tarihinde SSK girişim bulunmaktadır. Askerlik görevimi yaptıktan sonra SSK girişim olmuştur. SSK hizmet sürem şuan 4.818 gündür. 2 yıl 9 ay 18 günde Bağ-Kurlu hizmet sürem bulunmaktadır. Bu hizmet süremi de hesaplatıp SSK kurumuna elden teslim edip kayda alınmasını sağladım. Yukarıdaki gün sayıma göre ne zaman emekli olurum? Askerlik süremi borçlanmalıyım mı? Yoksa emekli olacağım zaman mı borçlanayım?

Cevap: Askerliğinizi sigorta başlangıç tarihinden önce yaptığınızdan borçlanmanız halinde, sigorta başlangıç tarihiniz askerlik süreniz kadar(18 ay kabul edilmiştir) geri gider ve emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5375 gün prim ödeme ve 50 yaş şartlarına tabi olursunuz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan bundan sonra prim ödemeseniz de, 50 yaşınızı dolduracağınız 28 Temmuz 2016 tarihinde emekli olabilirsiniz.

Prim tamam yaş eksik

Labels:

Banka dekontlarını kuruma ibraz ettiğiniz de günleriniz ortaya çıkar

Soru: 5 Nisan 1967 doğumluyum. SSK giriş tarihim 7 Temmuz 1983. İsteğe bağlı yatırdığım 420 gün dahil 5210 günüm var. Ancak internetten baktığımda isteğe bağlı prim ödemelerim 180 gün olarak görünüyor. Elimde banka dekontları var. İsteğe bağlı kalan 240 günü nasıl ibraz edebilirim? Ne zaman emekli olabilirim?

Cevap: Banka dekontların bir örneğini dilekçe ekinde Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne ibraz ettiğinizde, görünmeyen isteğe bağlı prim ödemelerinize ilişkin günleriniz dosyanıza işlenir. Emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5150 gün prim ödeme ve 47 yaş şartlarına tabisiniz. Prim ödemeniz yeterli olduğundan, bundan sonra prim ödemeseniz de, 47 yaşınızı dolduracağınız 5 Nisan 2014 tarihinde emekli olabilirsiniz.

Banka dekontlarını kuruma ibraz ettiğiniz de günleriniz ortaya çıkar

Labels:

1343 gün prim ödemelisiniz

Soru: 2 Ocak 1966 doğumluyum. İlk sigorta giriş tarihim 1 Ocak 1982. Toplam 72 sigorta günüm mevcut. 15 Haziran 1995 tarihinden 15 Ağustos 2005 tarihine kadar Bağ-Kur’um var. 15 Ağustos 2005 tarihinde Bağ-Kur’dan ayrıldım. Bağ-Kur gün toplamı 3660. Sigortaya geçsem ne zaman emekli olabilirim?

Cevap: SSK ya geçmeniz avantajlı. SSK da emekli olmak için; 25 yıl sigortalılık süresi, 5075 gün prim ödeme ve 46 yaş şartına tabisiniz. 1 Mayıs 2009 tarihinden itibaren sigortalı bir işte çalışarak 1343 gün daha prim ödeyerek, 3732 gün olan prim ödemenizi 5075 güne tamamlayacağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

1343 gün prim ödemelisiniz

Labels:

Blogger Theme By:GosuBlogger and Araba Modelleri .